Hukukistan August 19, 2020 ·. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ 2016/80 ESAS VE 2016/63 KARAR NOLU KARARINDA gönderilen maaş haczine cevap verilmemesi halinde tekide gerek kalmadan şirketin borçlu kayıt edilebileceği belirtilmiştir. Dava: Davacı alacaklı vekili 04.07.2016 tarihli dava dilekçesinde Dikili İcra
Bölgeidare mahkemesi başkanının yokluğunda, adalet komisyonu ve dairedeki görevler hariç olmak üzere, en kıdemli daire başkanı başkana vekâlet eder. Bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu:(1) Madde 3/C- (Ek: /6 md.) 1. Bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu, bölge idare mahkemesi başkanı ile daire baş-
İzmirBölge Adliye Mahkemesi A Blok 7. Kat 19 Numara Konak/İZMİR. Telefon. 0232 503 41 19. E-Posta. izmirbbk adalet.gov.tr. FAYDALI LİNKLER » Bağlantılar
Hukuk Dairesi ⋆ Acar Hukuk & Danışmanlık. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İzmir 12 HD. Hukuk Dairesi. Dava: Davacı alacaklı vekili 04.07.2016 tarihli dava dilekçesinde Dikili İcra Müdürlüğü’nün 2015/670 sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip de İcra Müdürlüğü’nün 28.06.2016 günlü işleminin iptaline karar
DAVALARIN AÇILACAĞI MAHKEME - 6100 S. HMK. 47. MADDE. MADDE 47- (1) Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı
Q7RkG0. İDARİ HAKİMLERİN ŞAHSİ SORUMLULUĞUHAKİMLERİN ŞAHSİ TAZMİN SORUMLULUĞUNDA İDARİ HAKİMLERİN DURUMU 1-HAKİM SORUMLULUĞU OLMALI MI? 2-HAKİMLERİN SORUMLULĞU İLE İLGİLİ MEVCUT YASAL DÜZENLEME 3-MEVCUT YASAL DÜZENLEMEDE İDARİ YARGI HAKİMLERİNİN DURUMU 4-HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU 575/2 YE GÖRE İDARİ HAKİMLERE KARŞI NEREDE DAVA AÇILABİLİR 5-SONUÇ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ HAKİMLERİN ŞAHSİ TAZMİN SORULULUĞUNDA İDARİ HAKİMLERİN DURUMU 1-HAKİMLERİN SORUMLULUĞU OLMALI MI? Hakimler, Anayasanın 138, 139 ve uyarınca, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar, Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı genel olarak, hakimin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan, objektif kararlar verebilmesini sağlamaya dönük müesseselerdir. Bu sebeple hakimler, bazı teminat mekanizmaları ile her türlü maddi, manevi baskıdan uzak tutulmaya çalışılmıştır. Ancak bu, hakimlerin mutlak olarak keyfince yargılama yapıp, kararlar verebileceği anlamına gelmemektedir. Aksi takdirde hakimi bağımsızlığı, zamanla hakim keyfiliğine dönüşebilir. Öte yandan Millet adına yetki kullanarak yapılan her faaliyetin, yargı denetimine açık olması, hukuk devletinin de gereğidir. Hakimler yargı yetkisini ilahi bir kudret adına değil, milletin ortak kabulü ile Millet adına kullanmaktadır. Bu sebeple hakimlerin yargısal faaliyet yaptıkları sıradaki fillerinden dolayı sorumluluk yolunun açık olması gerekir. Ancak bu yolun, çok katı şekli koşullara bağlanması da zorunludur. Çünkü, nasıl ki sınırsız, sorumsuz bir hakimlik müessesesi keyfilik yolunu açar ise, basit bir sorumluluk müessesesi de tutuk ve çekingen, korkak bir hakim sınıfının oluşmasına yol açar. Bu durumda hakimler verdikleri her kararda aleyhlerine tazminat davası açılacağı kaygısını taşır, itiraz, temyiz, ve kesin hüküm müesseseleri anlamsızlaşır. Hakim kendi aleyhine tazminat yoluna başvurulacağını hissettiği taraf lehine meyledebilir. Tüm bu sakıncaların da bertaraf edilmesi, hakimin sorumlu tutulmasından daha önemlidir. Aksi takdirde, bağımsız yargı ve hakimlik teminatlarının anlamı kalmaz. Sonuç olarak, hakimlerin sorumluluğu müessesesi kabul edilmekle birlikte hakimi huzursuz etmeyecek, çok katı koşullara bağlı bir müessese oluşturulmalıdır. 2-HAKİMİN SORUMLULĞU İLE İLGİLİ MEVCUT DÜZENLEME Bilindiği üzere hakimlerin asli görevi yargısal nitelikli olmakla birlikte idari görevleri de bulunmaktadır. İdari görevler açısından hakim, Adalet Bakanlığının bir görevlisi olup, bu sebeple doğacak zararlardan dolayı doğrudan Adalet Bakanlığı aleyhine takip yolu açıktır. 2802 Sayılı Kanun Madde 5 Ancak burada esas inceleme konusu yapılan hakimlerin yargısal faaliyet yaptığı sıradaki fiilleri sebebiyle şahsi tazminle sorumlu tutulmalarıdır. Burada sorumluluğun muhatabı doğrudan hakimdir. Çünkü hakim, yargısal faaliyeti herhangi bir idare adına değil doğrudan ve bağımsız olarak kendisi yürütmektedir. Hakimlerin şahsi sorumluluğunun iki türü bulunmaktadır. Öncelikle hakimin, yargısal faaliyet esnasında haksız fiil olarak nitelendirilebilecek fiilleri sebebiyle Borçlar Kanununun uyarınca tazmin sorumluluğu vardır. Örneğin, hakimin duruşmada taraflara hakaret etmesi Bun göre sorumluluk takibi genel hükümlere göre yapılır. Bir de esas inceleme konumuz olan hakimin yargısal faaliyeti esnasında Hukuk Usulü Mahkemeleri Kanununun sayılan 7 fiil sebebiyle sorumluluğu söz konusudur. Buna göre sorumluluk doğması için Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun tahdidi olarak sayılan 7 fiilden birinin sabit olması ve yine yasada belirlenen usule göre dava açılması gerekmektedir. -1- Şu durumda, hakim aleyhine şahsi tazminat davası ya haksız fiil hükümlerine göre veya Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. ve devamında düzenlenen sorumluluk kapsamına göre açılabilir. Davanın hangi müesseseye dayandırıldığının dilekçede açıkça belirtilmesi gerekir. Çünkü her iki durumda yargılamanın şekil koşulları farklı olduğu gibi fillerin değerlendirilmesi ve subuta erip ermediğinin takdiri de farklıdır. Nitekim Konya İdare Mahkemesi Hakimlerine karşı 1 ve Hukuk Mahkemelerinde davacı ve ekilinin duruşmadan çıkarılması sebebiyle dava açılmıştır. Her iki mahkemede savunmalar doğrultusunda, davayı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun göre değerlendirmiş ve Danıştay’ın görevli olduğu gerekçesiyle görevden ret kararı verilmiştir. Ancak Yargıtay Dairesi Temyiz incelemesi sonucu, hakimlerin idari yargıda yargılanacaklarına dair hüküm bulunmadığı ve iddianın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun düzenleme dışında kaldığı gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. K1995/1822 ve K10995/1831 Mahkemelerde bu bozma kararına uyarak, fiilin yargısal faaliyet içerisinde kaldığı ve iddianın sübut bulmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve Yargıtay Dairesince bu kararlar onanmıştır. Bu kararlarda yargılamanın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun kapsamında mı, yoksa Borçlar Kanunun kapsamında mı yapıldığı tam olarak ortaya konulamamıştır. Neticede sabit olmadığı söylenen fiil, Borçlar Kanununun göre haksız filmidir yoksa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun sayılan filmidir, net ortaya konulamamıştır. Gerçi Yargıtay Karında, iddianın düzenleme dışında kaldığı ifade edilmiştir. Kaldı ki isnat edilen fiil tamamıyla yargısal faaliyetle ilgili olup, haksız fiil hükümleri ile değerlendirilmesi olanaksızdır. Bu durumda davanın kapsamında değerlendirilip isnat olunan fiilin yasada sayılan 7 fiil kapsamında olmadığından reddedildiğini kabul etmek gerekmektedir. Netice itibariyle, hakimlerin yargılama faaliyeti sebebiyle Borçlar Kanununun Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 573 ve devamı maddelerden kaynaklanan şahsi tazmin sorumluluğu bulunmaktadır. 573 VE DEVMI MADDELERE GÖRE HKİM SORUMLULUĞU Yargısal görev esnasında bazı filler sebebiyle hakim sorumluluğu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan madde de, “Hakim ve icra reisi” tabiri kullanılmış olup, genel olarak hakimler ve icra tetkik mercii hakimleri kastedilmektedir. Maddede hakimlerin sorumlu tutulabileceği haller tahdidi olarak 7 madde halinde belirlenmiştir. Buna göre hakim aleyhine tazminat davası açılabilmesi için; “1-İki taraftan birini tesadüf ve iltizam veya garez ve nefsaniyet dolayısıyla diğeri aleyhine kanuna ve adalete mugayyir bir hüküm ve karar vermiş olması, 2-Kabili tevil ve izah olmayacak surette vazıh ve sarahati katiyei kanuniyeye mugayyir karar verilmiş olması, 3-Mahkeme zabıtnamesinde mevcut olmayan sebebe binaen hükmedilmiş olması, 4-Muhakeme zabıtnamesiyle kararların tağyir ve tahrif edilmiş ve söylenmeyen bir sözün hüküm ve karara müessir olacak surette söylenmiş gibi gösterilmiş olması, 5-İta veya temin veya vaad olunan menfaat doyası ile mugayiri kanun hüküm verilmiş olması, 6-İhkakı haktan istinkaf olunması, 7-Memuriyet vazifesini yapmakta ihmal ve terahi gösterilmesi veya kanuna göre verilen emirlerin makbul bir sebep olmaksızın yapılması” hallerinden birinin veya birkaçının -2- mevcut olması gerekir. Yasanın de, düzenlenen sorumluluk hali olan “İhkakı haktan istinkaf olunması” koşuları ayrıca açılmış ve bu durumda hakime önceden ihbarname tebliği zorunlu kılınmıştır. Müteakip ilk fıkrasında, dilekçe şekli genel dava dilekçelerinden ayrıca bazı koşullar bağlanmıştır. Örneğin, genel dava dilekçelerinde şahit listesinin ve delilerin bilahare ibrazı mümkün iken, bu davalarda dilekçe ekinde verilmesi zorunludur. Yine genel davalarda birçok eksiğin sonradan telafisi mümkün iken bu davada, eksik olması halinde re’sen dilekçenin reddine karar verilir. Oysa genel davalarda hakim eksikliği re’sen dikkate almaz. Ayrıca dava vekil eliyle açılıyor ise, Yargıtay kararları gereği, özel vekalet verilmesi zorunludur. Aksi halde dilekçe re’sen reddedilir. Aynı maddenin da, hakimlerin görevli olduğu mahkeme dikkate alınarak, davanın hangi hakime karşı hangi mahkemede açılacağı sayılmıştır. Buna göre; -Sulh hakimi aleyhine, bulunduğu yer Asliye Mahkemesin, -İlçe Asliye Hakimi ve İcra Tetkik Mercii hakimi aleyhine, bulundukları il Asliye Mahkemesine, -İl Asliye Hakimi aleyhine ise, görülmekte olan davanın tabi olduğu temyiz dairesinde açılır. Anılan maddede Adli Yargıda, Ağır Ceza Hakimleri, Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimleri, Yargıtay tetkik hakimleri ve üyeleri ile Askeri Yargı ve İdari Yargı Hakileri ve Yüksek Mahkeme Bakan ve Üyeleri aleyhine nerede dava açılacağı belirtilmemiştir. Ancak bu yasal bir boşluk olmayıp kıyas yolu ile sayılan yargı mensuplarının tabi olacağı usulü belirtmek mümkündür. Çünkü yasa genel olarak “Hakim” sorumluluğunu düzenlemiş olup, hakimleri görev alanına göre ayırmamıştır. davanın sabit olması halinde, zarar ve ziyan ile yargılama giderlerinin tahsiline hükmolunacağı ise, davanın sabit olmaması halinde iddia sahibine para cezası ve dava edilen hakimin maddi manevi zarar ve ziyanına karşılık uygun bir tazminat hükmedileceği düzenlenmiştir. Burada önemli olan husus, davanın sabit olmaması halinde, davalı hakim talep etmese bile lehine tazminata hükmolunacağıdır. Görüldüğü gibi, mevcut hukuk sisteminde ilke olarak, hakimin sorumluluğu kabul edilmiş olu, eksik ve yetersiz de olsa, genel dava koşularından faklı, daha katı şekil koşulları öngörülmüştür. Yasada iki yönden eksiklik mevcuttur. aHakim aleyhine takip, hakimin huzursuzluğunu giderecek ölçüde katı koşulara tabi değildir. En alt kademede bir memur aleyhine bile tazminat davası Devlet aleyhine açılıp ceza davası da doğrudan açılmayıp lüzumu muhakeme kararı gerektiği halde, hakim aleyhine doğrudan dava açarak onu huzursuz etmek mümkündür. Nitekim Konya İdare Mahkemesinde görülen bedeli büyük bir ihale dosyasında, yürütmeyi durdurma kararı veren iki hakim aleyhine, esas karalarında görüşlerinden caydırmak veya esas karar katılmamalarını sağlamak sonucunu doğurabilecek şekilde anılan hükümlerden hareketle Yargıtay’da tazminat davası açılmıştır. Davacı, davasını kaybetmiştir. Ancak hakimlerin hiçbir huzursuzluk duymadığını söylemek de güçtür. Bu sebeple bu davanın açılabilmesi için kıdemli yargıçlardan oluşan bir kurulun iznini aramak gerekir. bYasa, 1927 tarihli olduğundan, mevcut yargı sistemimizi karşılamamaktadır. Örneğin, İdari yargı hakimleri, Askeri Yargı Hakimleri, Yüksek Mahkeme hakimleri aleyhine nerede dava açılacağı, ancak içtihatlar ile ve kıyas yolu ile belirlenebilecektir. -3- 4-HAKİM SORUMLUĞUNDA İDRİ HKİMLERİN DURUMU VE 575/ GÖRE İDARİ HAKİMELRE KARŞI NEREDE DAVA AÇILABİLECEĞİ Anayasanın ve 2802 Sayılı yasanın ilgili hükümleri gereği idari hakimleri de “Hakim” sınıfı içinde değerlendirildiği kuşkusuz olup, idari hakimler de tazminat sorumluluğu kapsamındadır. sorumluluk halini düzenleyen 7 koşulun varlığının idari yargı hakimi içinde sorumluluk doğuracağı tereddütsüzdür. Esas problem Eksiklik idari hakimler aleyhine nerede dava açılabileceği konusundadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun bu konuyu düzenlemiş olmakla birlikte, sadece Adli Yargının yapılanması dikkate alınarak düzenlenmiştir. İdari Yargının taşra teşkilatı Yerel Mahkemeler 1982 yılında kuruluş olup, adli yargının yapılanma şeklinden bambaşka bir yapıya sahiptir. Yerel İdari Mahkemeler, Bölge İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesi ve Vergi Mahkemesinden oluşmaktadır. Bu mahkemelerin hepsi de bir başkan ve iki üyeden oluşan heyet Halide yargısal faaliyet yürütmektedirler. İdare ve vergi mahkemelerinde bazı hallerde tek hakimle de karar verilebilmektedir. Ayrıca bu Mahkemeler genel olarak bölge Mahkemesi Konumunda olup, birden fazla il yetki alanına girmektedir. Yasa Adli Yargıya göre tespit yaparken, sulh hakimi, ilçe Asliye Hakimi ve İl Asliye Hakimi olarak ayrım idari hakimlerin tümü il Hatta bölge hakimidir. Ayrıca Sulh ve Asliye Hakimleri tek hakim olarak görev yaparken, idari hakimler heyet halinde görev yapmaktadırlar. Yasada idari hakimlerin sorumluluk dışı bırakıldığı anlamına gelmeyeceği muhakkaktır. Bu duruda, yargı yerinin kıyas yolu ile belirlenmesi gerekir. Yukarıdaki tasnife göre kıyas yapınca idari hakimler ne İlçe Sulh Hakimi, ne İlçe Asliye hakimi ne de İl Asliye Hakimi konumundadır. Birden fazla ilde yetkili olup, bir başkan ve iki üyeli heyet haline çalıştıklarında Ağır Ceza Heyeti Konumundadırlar. Dolaysı ile Ağır Ceza re’isi ve hakimlerinin tabi olduğu usule tabi olmaları gerekir. Yine idari hakimlerin tek hakimle verdikleri kararlar sebebiyle de İl Asliye Hakiminin tabi olduğu usule tabi olması gerekir. Yasada Ağır ceza hakimlerinin durumu da düzenlenmemekle birlikte bu konu Yargıtay karaları ile belirlenmiştir. Halen Ağır Ceza Hakimlerine karşı açılan davalar Direnside görülmektedir. Dairesi gün ve K1995/5872 sayılı kararı Keza Asliye Ceza Hakimleri aleyhine açılan davalardan da yasanın lafzının aksine, esas davanın görüleceği temyiz dairesine Ceza Dairesinde değil, yine Dairesinde görüleceği bir içtihadı birleştirme kararıyla hükme bağlanmıştır. İçtihadı Birleştirme Kurulu gün ve K1931/35 sayılı kararı Bu veriler ışığında öncelikle idari hakimler Bölge hakimi olması ve heyet halinde görev yapmaları sebebiyle Ağır Ceza Hakimlerinin konumunda olduğu ve aleyhlerine il mahkemelerinde dava açılamayacağı kuşkusuzdur. Burada kıyas yaparken İdari Hakimler tamamen Ağır Ceza Hakimleri konunda değerlendirmekte yanlış olur. Zira Ağır Ceza Hakimleri aleyhine Dairesinde dava açılmaktadır. Mutlak kıyas yaparsak idari hakimler aleyhine de Yargıtay Dairesinde dava açılmasını kabul etmek gerekir. Oysa idari yargı ile adli yargı iki yarı uzman yargı kolu olup Anayasanın bu ayrım belirtilmiştir. İdari Hakimler aleyhine açılan davanın dairesi veya başka bir Yargıtay dairesinde görülmesi Anayasanın yaptığı bu ayrıma ve Danıştay’ın İdari Yüksek Mahkeme konumuna aykırı olur. Ayrıca çalışma koşulları çok farklı olduğundan, hakimin sorumluluğu belirlenirken sağlıklı değerlendirme yapılamaz. Bu sebeple, yasanın getirdiği düzenlemenin lafzına göre çözüm bulunmalıdır. Yasanın -4- İl Asliye Hakimi aleyhine “…esas davanın tabi olduğu temyiz dairesinde rüyet olunur” denmektedir. Buna göre İdari Mahkemelerde görülmekte olan dava temyizen hangi Danıştay Dairesinde görülecek ise, tazminat davasına da o dairede bakılmalıdır. Buna Yasanın lafzı müsait olduğu gibi uzmanlık prensibi de bunu gerektirir. Çünkü yasa, esas davanın tabi olduğu temyiz dairesinden söz etmekte olup Yargıtay tabiri kullanılmamıştır. Ayrıca ilgili davadaki hakim hatalarını yine o davanın uzmanı olan daire daha sağlıklı takdir eder. Sonuç olarak idari hakimlere karşı açılacak davanın, Danıştay’ın bir dairesinde görülmesi yasanın lafzına ve uzmanlık gereklerine ve de Anayasanın belirlenen Adli-İdari Yargı ayrımına uygun olacaktır. Buna karşın, idari hakimlere karşı nerede dava açılması gerektiği konusunda Yargıtay’da da istikrarlı bir çözüm bulunmuş değildir. Konya İdare Mahkemesi Hakimleri aleyhine açılan ve yukarıda anılan davalarda, Yargıtay dairesince yerel mahkemenin Danıştay’ı görevli görerek verdikleri görev ret kararı bozularak dosya yerel mahkemeler gönderilmiş ve yerel mahkemelerin esastan verdikleri ret kararını onamıştır. Böylelikle İdari hakimlere karşı İl Asliye Hukuk Mahkemelerini yetkili kılmıştır. Oysa yanı şekilde bir başka idari hakim aleyhine doğrudan Yargıtay Dairesine açılan tazminat davası yerel mahkemeye gönderilmeyip esastan karara bağlanarak İdari Hakimlere karşı Yargıtay Dairesinde dava açılabileceğini kabul etmiştir. Buna göre de, yasa hükmünün İdari Hakimler açısından doğru yorumlanmadığı, İdari Yargı hakilerinin görev alanının ve görev dışı fiillerinin sağlıklı değerlendirilmediği sonucu çıkmaktadır. Bu sebeple Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun göre İdari Hakimler aleyhine çılan davanın Danıştay ilgili Dairesinde görülmesi hem kanunun lafzına, hem de uzmanlığın gereği ve yargı kolları ayrımına uygun düşecektir. 5-SONUÇ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Hukuk devletinde, yetkinin olduğu yerde sorumluluk olması zorunludur. Sorumsuz yetki keyfiyet ve zulüm doğurur. Bu yetkiyi kullanan hakim de olsa sorumluluk hali olmalıdır. Ancak sorumluluğun takibi açık katı şekil koşullarına bağlı olmalıdır ki, bağımsız yargı ve hakim teminatı anlamsızlaşmasın ve korkak-ürkek hakimler sınıfı oluşmasın. Bu Bağlamda; A-Hakim soruluğu, mevcut yargı kollarının tümünü kapsayacak şekilde Adli, İdari-Askeri ve Yüksek Yargıyı yeniden düzenlemeli ve dava açma izin koşuluna bağlanmalıdır. B-Mevcut Sistemde İdari Yargı hakimleri aleyhine Danıştay’da dava açılması olanaklı olup Danıştay Özel bir daire belirleyebilir içtihatların bu yönde oluşması sağlanmalıdır. Osman ERMUMCU Konya Mahkemesi Başkanı 32699 -5-
Tolga TAHÇI/İZMİR, DHA-YARGITAY Başkanlığı ile İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 'Vergi, Dolandırıcılık ve Belgede Sahtecilik Suçları' konulu Bölgesel İçtihat Forumu İzmir'de başladı. Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, "Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı, 5 milyondan fazla kararını şu ana kadar erişime açmıştır" dedi.'Vergi, Dolandırıcılık ve Belgede Sahtecilik Suçları' konulu Bölgesel İçtihat Forumu´na Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ali İhsan Öztekin, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Öztürk, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı Bestemi Tezcan, Yargıtay üyeleri, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Komisyon Başkanı İdris Kizir ve ceza dairesi başkanları, cumhuriyet savcıları, İzmir Emniyet Müdürü Mehmet Şahne, İzmir Ticaret Odası Başkanı ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Mahmut Özgener, tetkik hakimleri ve akademisyenler katıldı. 4 oturum şeklinde yapılacak forumun birinci ve ikinci oturumuna Yargıtay Birinci Başkanvekili ve Ceza Genel Kurulu Başkanı Eyüp Yeşil, üçüncü oturumuna Yargıtay 11´inci Ceza Dairesi Üyesi Gökhan Karaburun ve dördüncü oturumuna ise Yargıtay 11'inci Ceza Dairesi Üyesi Mehmet Reşat Koparan başkanlık yapacak. Forumda vergi, dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçlarına ilişkin sorunların adalet politikaları, yargı yönetimi ve yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilip Yargıtay içtihatları ile öğreti görüşleri tartışılacak.'YARGITAY´IN GÖREVİ İÇTİHAT BİRLİĞİNİ SAĞLAMAKTIR'Forumda yaptığı konuşmada Yargıtay'ın temel iki görevine dikkati çeken Akarca, "Yargıtay´ın hukuki denetim yapmak ve hukukun tüm ülkede eşit şekilde uygulanmasını sağlamak gibi iki temel işlevi vardır. Yargıtay´ın en önemli görevi; topluma karşı en büyük sorumluluğu, hukuki güvenliği, kanun önünde eşitliği ve hukuki öngörülebilirliği sağlamak amacıyla içtihat birliğini gerçekleştirmektir. Bugün Yargıtay'ın içtihat birliğini sağlamaya yönelik çalışmalarının önemli bir bileşeni olan bölgesel içtihat forumunu gerçekleştirmenin heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz. Gerçekleştirilen bilgi ve deneyim paylaşımının bir sonucu olarak isabetli karar oranı yükselir, yargılama süreleri kısalır, iş yükü azalır ve halkın yargı sistemine olan güveni de artar. İlk derece ve bölge adliye mahkemelerinin cumhuriyet savcıları ve hakimleri ile Yargıtay daire başkan ve üyelerinin bir araya gelerek içtihatları ilkesel düzeyde tartışması, hiç şüphe yok ki adli kalitenin yükselmesine de katkı sağlayacaktır" dedi.'VERGİ SUÇLARINDA BOZMA ORANI DİĞER SUÇLARDAN İKİ KAT FAZLA'Vergi suçları ile ilgili bozma kararlarına değinen Akarca "Kamu giderlerinin karşılanmasının ana kaynağı vergidir. Toplanan vergiler yoluyla sağlanan mali kaynak sayesinde kamu ihtiyaçları karşılanır. Bu nedenle vergilerin zamanında ve tam olarak toplanması hem devlet ve toplum düzeninin devamı hem de vergi yükünün dengeli ve adil dağıtılması bakımından önemlidir. 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu´nun çeşitli hükümlerinde vergi suçları özel olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Bu nedenle vergi suçları adalet, ticaret, mali ve kamu yönetimi gibi farklı alanlara sirayet eden çok boyutlu bir olgudur. Ticaret hayatına ve ekonomik düzene etkileri ile soruşturma ve kovuşturma usulünün Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen suç tiplerine göre farklılık göstermesi gibi hususlar dikkate alındığında, vergi suçlarının ayrı bir uzmanlık konusu olduğu açıktır. Vergi suçlarına ilişkin kararların temyiz incelemesi sonucunda, 2017´de yüzde 70, 2018´de yüzde 77, 2019'da yüzde 62, 2020´de yüzde 70 oranında bozma kararı verilmiştir. Yargıtay Ceza Daireleri'nin, 2020 yılında verdikleri bozma kararı oranının yüzde 30 olduğu dikkate alındığında, vergi suçlarında bozulan dosyaların oranının diğer suçlara göre iki kattan daha fazla olduğu söylenebilir. Bu durum da adli kalite bakımından konunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır" diye konuştu.'TEKNOLOJİK GELİŞMELERE KARŞI YENİ MEKANİZMALAR OLUŞTURULMALI'Teknolojik gelişmelerle birlikte sahtecilik ve dolandırıcılığa yeni boyutlar eklendiğinin altını çizen Akarca, bunlara uygun içtihatlar geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Akarca, "Bu konudaki güncel gelişmelerin ve yeni suç işleme yöntemlerinin ele alınması, hukuk sisteminin günün ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaması bakımından kritik önem taşımaktadır. Sosyal yaşamdaki değişimin hızı, teknolojik gelişmeler nedeniyle gün geçtikçe artmaktadır. Ceza hukuku bu değişimlere cevap verebilecek şekilde yeni suç tanımlarını yapmalı, toplumu suça karşı koruyabilmeli ve değişimleri zamanında algılayabilecek hassas mekanizmalar oluşturmalıdır. Kanunlar çerçevesinde günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yorumlarla toplumsal düzeni ve sosyal barışı teminat altına alan içtihatlar geliştirilmelidir. Dolandırıcılık ve belgedeki sahtecilik suçları uygulamada en sık karşılaşılan suçlar arasında yer almaktadır. Bu suçlara ilişkin içtihatların doğru bir şekilde bilinmesi ve takip edilmesi, büyük sayılara ulaşan davaların da doğru bir şekilde sonuçlandırılması anlamına gelir" ifadelerini kullandı.'YARGITAY İÇİN TARİHİ FIRSAT SUNULMUŞTUR'Yargıtay'ın son yıllarda çok önemli yapısal reformlar gerçekleştirdiğini belirten Mehmet Akarca, şunları söyledi"Şu an en önemli önceliklerimizden biri; adli kalitenin arttırılmasıdır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesinin de etkisi ile Yargıtay'ın iş yükünde meydana gelen azalma, Yargıtay'ın asli görevi olan içtihat tutarlılığının güçlendirilmesi bakımından bize tarihi bir fırsat sunmuştur. Tüm Yargıtay camiası olarak bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendirmenin heyecanını yaşıyoruz. Yargıtay içinde uygulamaya başladığımız Dosya İzleme Sistemi'ni detaylandırarak kalite standartlarımızı her geçen gün yükseltiyoruz. Hukuk dairelerinin ortalama temyiz süresi, 2020 yılında Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerin ortalamasının altına düşmüştür. Ceza daireleri bakımından da 2023 yılında aynı sonuca ulaşacağımızı düşünüyorum. Uluslararası alanda mahkemelerin performansını ölçmeye yönelik göstergelerin bir kısmını da ölçme ve değerlendirme sistemimize dahil ettik. Bu şekilde şeffaflık ve topluma karşı hesap verebilirlik bakımından da ilerleme sağladığımızı söyleyebilirim. Gururla ifade etmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay içtihatlarının erişime açılması için 5 milyondan fazla kararını şu ana kadar erişime açmıştır. Bu konuda kişisel verilerden arındırmak suretiyle büyük bir çaba içerisindeyiz. Ancak bunu yeterli görmüyoruz. İçtihatları gerçekten de en önemlilerinin ön plana çıkarılarak uygulamacılara ışık tutması bakımından da gerekli veri tabanı ve altyapı çalışmalarımız teknik düzeyde sürmektedir."`GENELLİKLE SAHTECİLİK VE VERGİ SUÇLARIYLA KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ´İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Mahmut Özgener ise vergi suçlarının uzmanlaşmış bir ihtisas mahkemesinde görülmesinin veya bu konuya farklı bir çözüm bulunması gerektiğini söyledi. Özgener, şöyle konuştu"İş dünyası olarak belgede sahtecilik ve vergi suçlarıyla bazı durumlarda eylemin iki tarafı, hatta 3'üncü tarafı olarak karşı karşıya kalabiliyoruz. Genellikle sahte fatura veya naylon fatura iddiasıyla ilgili vergi daireleri tarafından ihbar üzerine veya savcılık birimlerince resen soruşturma yapılıyor. Hatta naylon fatura/sahte faturayı kullanan tarafla iş yapan ticaret erbabı da vergi dairelerinin kod liste uygulamasına muhatap olabiliyor. Bunun sonucu idari olarak maalesef bazı haksız uygulamalar da ortaya çıkabiliyor. Yasanın karmaşık ve teknik yönü, ağır yapısı, ceza yargılamasında suç ve cezanın şahsiliğine uygun olarak gerçek sorumlunun tespiti açısından, Türk Ticaret Kanunu'nun ve benzeri mevzuat hükümlerinin de koordineli olarak bilinmesini gerektiriyor. Tabii ki her suç için ayrı ihtisas mahkemesi kurulması mümkün olmaz ancak buradaki mağduriyetlerin ağırlığını değerlendirdiğimizde genel mahkemelerin çok sayıda suç tipine bakıyor olması ve iş yoğunluğu göz önüne alındığımızda uzmanlaşmanın gerekli olduğuna inanıyoruz" ardından Özgener, Akarca´ya hediye takdiminde bulundu ve hatıra fotoğrafı Türkiye-İzmir Tolga TAHÇI 2021-11-19 135712 Anadolu Ajansı, DHA, İHA tarafından geçilen tüm İzmir haberleri, bu bölümde editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. İzmir Haberleri alanında yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen ajanslardır.
'Vergi, Dolandırıcılık ve Belgede Sahtecilik Suçları' konulu Bölgesel İçtihat Forumu’na Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ali İhsan Öztekin, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Öztürk, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı Bestemi Tezcan, Yargıtay üyeleri, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Komisyon Başkanı İdris Kizir ve ceza dairesi başkanları, cumhuriyet savcıları, İzmir Emniyet Müdürü Mehmet Şahne, İzmir Ticaret Odası Başkanı ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Mahmut Özgener, tetkik hakimleri ve akademisyenler katıldı. 4 oturum şeklinde yapılacak forumun birinci ve ikinci oturumuna Yargıtay Birinci Başkanvekili ve Ceza Genel Kurulu Başkanı Eyüp Yeşil, üçüncü oturumuna Yargıtay 11’inci Ceza Dairesi Üyesi Gökhan Karaburun ve dördüncü oturumuna ise Yargıtay 11'inci Ceza Dairesi Üyesi Mehmet Reşat Koparan başkanlık yapacak. Forumda vergi, dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçlarına ilişkin sorunların adalet politikaları, yargı yönetimi ve yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilip Yargıtay içtihatları ile öğreti görüşleri tartışılacak. 'YARGITAY’IN GÖREVİ İÇTİHAT BİRLİĞİNİ SAĞLAMAKTIR' Forumda yaptığı konuşmada Yargıtay'ın temel iki görevine dikkati çeken Akarca, "Yargıtay’ın hukuki denetim yapmak ve hukukun tüm ülkede eşit şekilde uygulanmasını sağlamak gibi iki temel işlevi vardır. Yargıtay’ın en önemli görevi; topluma karşı en büyük sorumluluğu, hukuki güvenliği, kanun önünde eşitliği ve hukuki öngörülebilirliği sağlamak amacıyla içtihat birliğini gerçekleştirmektir. Bugün Yargıtay'ın içtihat birliğini sağlamaya yönelik çalışmalarının önemli bir bileşeni olan bölgesel içtihat forumunu gerçekleştirmenin heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz. Gerçekleştirilen bilgi ve deneyim paylaşımının bir sonucu olarak isabetli karar oranı yükselir, yargılama süreleri kısalır, iş yükü azalır ve halkın yargı sistemine olan güveni de artar. İlk derece ve bölge adliye mahkemelerinin cumhuriyet savcıları ve hakimleri ile Yargıtay daire başkan ve üyelerinin bir araya gelerek içtihatları ilkesel düzeyde tartışması, hiç şüphe yok ki adli kalitenin yükselmesine de katkı sağlayacaktır" dedi. 'VERGİ SUÇLARINDA BOZMA ORANI DİĞER SUÇLARDAN İKİ KAT FAZLA' Vergi suçları ile ilgili bozma kararlarına değinen Akarca "Kamu giderlerinin karşılanmasının ana kaynağı vergidir. Toplanan vergiler yoluyla sağlanan mali kaynak sayesinde kamu ihtiyaçları karşılanır. Bu nedenle vergilerin zamanında ve tam olarak toplanması hem devlet ve toplum düzeninin devamı hem de vergi yükünün dengeli ve adil dağıtılması bakımından önemlidir. 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun çeşitli hükümlerinde vergi suçları özel olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Bu nedenle vergi suçları adalet, ticaret, mali ve kamu yönetimi gibi farklı alanlara sirayet eden çok boyutlu bir olgudur. Ticaret hayatına ve ekonomik düzene etkileri ile soruşturma ve kovuşturma usulünün Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen suç tiplerine göre farklılık göstermesi gibi hususlar dikkate alındığında, vergi suçlarının ayrı bir uzmanlık konusu olduğu açıktır. Vergi suçlarına ilişkin kararların temyiz incelemesi sonucunda, 2017’de yüzde 70, 2018’de yüzde 77, 2019'da yüzde 62, 2020’de yüzde 70 oranında bozma kararı verilmiştir. Yargıtay Ceza Daireleri'nin, 2020 yılında verdikleri bozma kararı oranının yüzde 30 olduğu dikkate alındığında, vergi suçlarında bozulan dosyaların oranının diğer suçlara göre iki kattan daha fazla olduğu söylenebilir. Bu durum da adli kalite bakımından konunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır" diye konuştu. 'TEKNOLOJİK GELİŞMELERE KARŞI YENİ MEKANİZMALAR OLUŞTURULMALI' Teknolojik gelişmelerle birlikte sahtecilik ve dolandırıcılığa yeni boyutlar eklendiğinin altını çizen Akarca, bunlara uygun içtihatlar geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Akarca, "Bu konudaki güncel gelişmelerin ve yeni suç işleme yöntemlerinin ele alınması, hukuk sisteminin günün ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaması bakımından kritik önem taşımaktadır. Sosyal yaşamdaki değişimin hızı, teknolojik gelişmeler nedeniyle gün geçtikçe artmaktadır. Ceza hukuku bu değişimlere cevap verebilecek şekilde yeni suç tanımlarını yapmalı, toplumu suça karşı koruyabilmeli ve değişimleri zamanında algılayabilecek hassas mekanizmalar oluşturmalıdır. Kanunlar çerçevesinde günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yorumlarla toplumsal düzeni ve sosyal barışı teminat altına alan içtihatlar geliştirilmelidir. Dolandırıcılık ve belgedeki sahtecilik suçları uygulamada en sık karşılaşılan suçlar arasında yer almaktadır. Bu suçlara ilişkin içtihatların doğru bir şekilde bilinmesi ve takip edilmesi, büyük sayılara ulaşan davaların da doğru bir şekilde sonuçlandırılması anlamına gelir" ifadelerini kullandı. 'YARGITAY İÇİN TARİHİ FIRSAT SUNULMUŞTUR' Yargıtay'ın son yıllarda çok önemli yapısal reformlar gerçekleştirdiğini belirten Mehmet Akarca, şunları söyledi "Şu an en önemli önceliklerimizden biri; adli kalitenin arttırılmasıdır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesinin de etkisi ile Yargıtay'ın iş yükünde meydana gelen azalma, Yargıtay'ın asli görevi olan içtihat tutarlılığının güçlendirilmesi bakımından bize tarihi bir fırsat sunmuştur. Tüm Yargıtay camiası olarak bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendirmenin heyecanını yaşıyoruz. Yargıtay içinde uygulamaya başladığımız Dosya İzleme Sistemi'ni detaylandırarak kalite standartlarımızı her geçen gün yükseltiyoruz. Hukuk dairelerinin ortalama temyiz süresi, 2020 yılında Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerin ortalamasının altına düşmüştür. Ceza daireleri bakımından da 2023 yılında aynı sonuca ulaşacağımızı düşünüyorum. Uluslararası alanda mahkemelerin performansını ölçmeye yönelik göstergelerin bir kısmını da ölçme ve değerlendirme sistemimize dahil ettik. Bu şekilde şeffaflık ve topluma karşı hesap verebilirlik bakımından da ilerleme sağladığımızı söyleyebilirim. Gururla ifade etmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay içtihatlarının erişime açılması için 5 milyondan fazla kararını şu ana kadar erişime açmıştır. Bu konuda kişisel verilerden arındırmak suretiyle büyük bir çaba içerisindeyiz. Ancak bunu yeterli görmüyoruz. İçtihatları gerçekten de en önemlilerinin ön plana çıkarılarak uygulamacılara ışık tutması bakımından da gerekli veri tabanı ve altyapı çalışmalarımız teknik düzeyde sürmektedir." GENELLİKLE SAHTECİLİK VE VERGİ SUÇLARIYLA KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ’ İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Mahmut Özgener ise vergi suçlarının uzmanlaşmış bir ihtisas mahkemesinde görülmesinin veya bu konuya farklı bir çözüm bulunması gerektiğini söyledi. Özgener, şöyle konuştu "İş dünyası olarak belgede sahtecilik ve vergi suçlarıyla bazı durumlarda eylemin iki tarafı, hatta 3'üncü tarafı olarak karşı karşıya kalabiliyoruz. Genellikle sahte fatura veya naylon fatura iddiasıyla ilgili vergi daireleri tarafından ihbar üzerine veya savcılık birimlerince resen soruşturma yapılıyor. Hatta naylon fatura/sahte faturayı kullanan tarafla iş yapan ticaret erbabı da vergi dairelerinin kod liste uygulamasına muhatap olabiliyor. Bunun sonucu idari olarak maalesef bazı haksız uygulamalar da ortaya çıkabiliyor. Yasanın karmaşık ve teknik yönü, ağır yapısı, ceza yargılamasında suç ve cezanın şahsiliğine uygun olarak gerçek sorumlunun tespiti açısından, Türk Ticaret Kanunu'nun ve benzeri mevzuat hükümlerinin de koordineli olarak bilinmesini gerektiriyor. Tabii ki her suç için ayrı ihtisas mahkemesi kurulması mümkün olmaz ancak buradaki mağduriyetlerin ağırlığını değerlendirdiğimizde genel mahkemelerin çok sayıda suç tipine bakıyor olması ve iş yoğunluğu göz önüne alındığımızda uzmanlaşmanın gerekli olduğuna inanıyoruz" dedi. Konuşmaların ardından Özgener, Akarca’ya hediye takdiminde bulundu ve hatıra fotoğrafı çekildi.
Adres Çınarlı Mahallesi Şehit Polis Fethi Sekin Caddesi No11/A Konak / İZMİR Telefon Santral 0232 411 20 00 Cumhuriyet Başsavcılığı Fax Numarası 0232 435 04 37 Cumhuriyet Başsavcılığı Elektronik Posta izmircbs
Erzurum’da “Bölge İdare Mahkemeleri İçtihat Paylaşımı ve Değerlendirme Toplantısı” yapılacak. Danıştay ile Bölge İdare Mahkemeleri arasında iletişim ve işbirliğinin güçlendirilmesi, Danıştay içtihatlarının bilinirliğinin sağlanması, farklı Bölge İdare Mahkemeleri arasındaki olası içtihat farklılıklarının azaltılması ve söz konusu Mahkemelerdeki ihtisaslaşmada etkinlik ve verimliliğin sağlanması amacıyla Bölge İdare Mahkemeleri nezdinde çalışma ziyaretleri kapsamında, Erzurum Palandöken’de düzenlenecek toplantıya Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Danıştay Genel Sekreteri Kemal Açıkgöz, Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay, 10. Daire Başkanı Yılmaz Akçil, Danıştay 9. ve 10. Daire Başkanlıklarında görev yapan Danıştay Üyeleri ile Tetkik Hâkimleri; Adana, Ankara, Bursa, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun Bölge İdare Mahkemelerinde görevli bir kısım Daire Başkanları katılacak. 19-22 Mayıs 2022 tarihlerinde Erzurum’da “Bölge İdare Mahkemeleri İçtihat Paylaşımı ve Değerlendirme Toplantısı’nın yanı sıra “Tam Yargı Davaları” ile “Damga Vergisi ve Harçlar Kanunundan Doğan Uyuşmazlıklar” konularında sunum, istişare ve değerlendirmeler yapılacak.
izmir bölge adliye mahkemesi hakimleri