Buesaslardan üçünü aşağıda açıklayınız. Milli birlik: Milli birlik sayesinde Millî Mücadele kazanılmıştır. Birliğin olmadığı ülkede dayanışma olmaz. Milli tarih bilinci: Eğer tarihini bilip o şerefli günlere geri dönersen sana cesaret gelir ve daha büyük işler yaparsın. Sayfa 113 Atatürk İlkelerine Bağlıyız
1. Misak-ı Millî kararlarının Kurtuluş Savaşı açısından taşıdığı önemi açıklayınız. Misakı millî kararlarının Kurtuluş Savaşı açısından taşıdığı önemi. 2. TBMM’nin açılış gerekçelerini ve önemini yazınız. TBMM’nin açılış gerekçelerini ve önemi. 3. TBMM’ye karşı çıkarılan
KURTULUŞSAVAŞI HAZIRLIK DÖNEMİ 1. Amasya Genelgesi’nin 6. maddesi “Askeri ve milli örgütlerin hiçbir biçimde dağıtılmaması, komutanlıkların başkalarına bırakılmaması, silah ve cephanenin elden çıkarılmaması, vatanın herhangi bir yerinde yeniden başlayacak bir düşman işgali bütün orduyu ilgilendirdiğinden vatanın hep birlikte savunulması” şeklindedir.
Kurtuluş Savaşı'ndan önce Anadolu'nun yer yer işgal edildiği bütün güç ve olanaklarına el konulduğu bilinmektedir. Bu çok kötü koşullar içinde Anadolu'nun bir kısım topraklarının parçalanması için yoğun çabaların sürdürüldüğü sıralarda, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'ün 18.6.1919 günü, 1.
Misak-ı Milli Kararları son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nde kabul edildi ve Türk tarihi açısından çok önemli sonuçları oldu. Misak-ı Milli Kararlarının Kabulü ve Sonuçları yazımızda öncesi ve sonrasında ki olaylara bir göz atalım. DİKKAT: Bu konu 8. ve 12. sınıf İnkılap Tarihi müfredatında yer almakta LGS, TYT, AYT
OCwPYDP. Misakı millinin amacı nedir?Mîsâk-ı Millî Osmanlı Türkçesi ميثاق ملى veya Millî Misak Günümüz Türkçesi ile Millî Yemin veya Ulusal Ant, Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan altı maddelik bildiri. … Dünya Savaşı'nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgari barış şartlarını millinin milli mücadele sürecindeki önemi nedir?Misak-ı Milli, kurtuluş savaşı döneminde bağımsız bir devlet kurmak üzere yola çıkmış olan Türk Milleti'nin birlikte yaşamak üzere anlaştıkları şartları kapsayan bir sosyal sözleşmedir. Misak-ı Milli, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurtuluşunda, kuruluşunda ve tam bağımsızlığında çok önemli rol oynayan tarihi bir Milli kararları kabul edilmemiş olsaydı ne olurdu?Misak-ı Milli'nin Önemi ve Sonuçları Türk ulusu Misak-ı Milli ile tam bağımsızlık bilincini kazanmış bir ulus olarak sahip olmaları gereken hakları istemişlerdir. Misak-ı Milli kabul edilmemiş olsaydı, Milli Mücadele'nin siyasi programı ulusun temsilcileri tarafından resmen kabul edilmemiş ı Milli’nin Osmanlı Mebusan Meclisi’nde ilan edilmesinden hemen sonra yaşanan gelişme nedir?Misak–ı Milli kararlarının ilan edilmesinin ardından İtilaf Devletleri hükümete ve meclise baskı yapmış ve alınan kararların değiştirilmesini istemiştir. İstekleri kabul edilmeyen İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgal ederek Mebusan Meclisini ne demek türkçe?MÎSAK. ﻣﻴﺜﺎﻕ i. Ar. іѕāḳ “kuvvetle bağlamak”tan mіѕāḳ Sözleşme, antlaşma, yemin Bu mukaddimattan İtalya'nın hilâf-ı mîsak hareket edeceğine kāni olduğumu zannetme oğlum Cenap Şahâbeddin.Misakı milli nedir kpss?Kısaca Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı veya Milli Mücadele döneminde ülkenin sınırlarını belirleyen 6 maddeden oluşan bir beyannamedir. Misak-ı Millî'nin günümüz Türkçesindeki karşılığı “Milli Yemin” olarak bilinmektedir. Misak-ı Milli'nin ilan tarihi 28 Ocak 1920 ' mücadelenin Türk Milleti açısından önemi nedir?Millî Mücadele, sadece bir savaş değil aynı zamanda kültürel bir zaferdir. Nitekim bu savaş halkın iradesi ile oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yönetilmiştir. Bu yönüyle Türkiye Büyük Millet Meclisi, gazi bir meclistir. Yani milletin kaderini yine halkın azim ve kararlılığı kurtarmıştır.
Bu yazıda “Misak-ı Milli Kararları Ve Lozan Antlaşması’nın Yukarıdaki Ekonomi İle İlgili Maddelerini Karşılaştırıp Düşüncelerinizi Aşağıdaki Boşluğa Yazınız.” konusunu Milli Kararları Ve Lozan Antlaşması’nın Yukarıdaki Ekonomi İle İlgili Maddelerini Karşılaştırıp Düşüncelerinizi Aşağıdaki Boşluğa Millî’nin 6. Maddesi’nde özetle “Millî ve iktisadî gelişmemizi gerçekleştirmek içinülkemizin tam bağımsızlığa kavuşması lazımdır. Dolayısıyla siyasi, adlî ve mali gelişmemizi engelleyici ve sınırlayıcı hususlar kabul edilmeyecektir.” Antlaşması’nın 24 Temmuz 1923, 28. Maddesi’nde ise özetle “Taraflar Türkiye’de kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığını kabul ettiklerini bildirirler.” antlaşma maddelerinden, tam bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlık ile sağlanabileceği Misak- Milli kurtuluşumuz için atılan büyük bir adım olup, sadece vatanı kurtarmakla yetinmemiş, ekonomik kalkınmayı da maddeleri arasında Lozan Antlaşması Türk milletinin bağımsızlığının tüm dünyaya kabul ettirmesi açısından önemli olup, tam bağımsızlığını engelleyecek olan kapitülasyonların kaldırılmasını maddelerinde şart koşarak ekonomik kalkınmanın önemini YAZARSAK Ülkemizin kurtuluş adımının atılması ve tüm dünyaya ilanını anlatan bu karar ve antlaşmada ekonomi ile ilgili maddelerin olması tam bağımsızlığın ancak ekonomik kalkınma ile olacağını belirtmiştir. Bu da ekonominin önemini Sınıf Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi kitabı cevapları
12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayacak ve tarihe son Osmanlı Mebusan Meclisi olarak geçecek olan parlamentoyu oluşturan milletvekillerinin bir kısmına, Ankara’da bir eylem planı çerçevesinde çok önemli bir “misak” yemintan söz edilmiştir. Bu misak ileride, Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi programı ve cumhuriyet Türkiyesi’nin dış politikasının dayandığı temel argümanlarından biri olacaktır. Bu misak, Erzurum ve Sivas Kongreleri temel alınarak saptanan prensip kararlarını içermekte olup, 1920 yılının ilk günlerinde, tek tek ya da ikisi üçü bir arada Ankara’ya gelen milletvekilleriyle yapılan görüşmeler sırasında saptanıp kaleme alınmış, Heyet-i Temsiliye’nin tüm üyelerine imzalatılmış, heyette yazmanlık ve sözcülük görevi yapmakta olan Trabzon milletvekili Hüsrev Sami Gerede Bey’e teslim edilip, İstanbul’a gönderilmiştir.[1] “Misak-ı Milli” Ulusal Yemin olarak bilinen ve tanınan bu metin, 28 Ocak 1920 tarihinde Osmanlı Mebusan Meclisi’nde yapılan bir gizli toplantıda “Ahd-ı Milli Beyannamesi” adı altında kabul edilmiştir. 12 Şubat 1920 tarihinde Mebuslar Meclisi, Edirne Milletvekili Şeref Bey’in önerisi üzerine, Misak-ı Milli’nin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını Milli’nin Hazırlanışı [değiştir]Misak-ı Milli, Anadolu İhtilali’ ile ulaşılmak istenen siyasi hedeflere ulaşmada göz önünde bulundurulacak ilkeleri içerdiğinden, “özgürlük bildirgesi” olarak nitelendirilmiş, zaman zaman “Magna Carta”ya benzetilmiş, hatta “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisiyle” karşılaştırılmıştır.[2] Misak-ı Milli üzerinde bazı tartışmalar süregelmektedir. Bunların en önemli nedeni, metnin, Meclisin açık ya da gizli resmi oturumlarında değil de, grup niteliğindeki özel toplantılarda görüşülmesi, duyulmaması için tutanak tutulmaması ve imzalanan özgün metnin de elde bulunmamasıdır. Bu durum da belgenin mecliste değil de, Felah-ı Vatan grubunda kabul edilmiş olduğu ihtimalini gündeme getirmektedir. Hatta Sir HoraceRumbold’un, “yayınlanmış hiçbir imza listesi yoktur” diyerek, izlenen prosedürün “misakın geçerliliğini kuşkulu kıldığı” iddiası da, söz konusu belgenin gizlilik ilkesiyle görüşülüp kabul edildiğini ve kabul edenlerin deşifre olmaktan çekinmesi olarak değerlendirilebilir.[3] Mustafa Kemal Ankara’ya gelişinin hemen ardından, şehrin ileri gelenleriyle yaptığı konuşmalarda, Wilson Prensipleri’nin 12. maddesinin[4] Osmanlı Devleti’nin durumu için uygun ve uygulanabilir nitelikte olduğunu belirtir. Bununla birlikte, aynı konuşma içeriğinde Mondros Ateşkesi’nin sakıncalarına ve hükümlerinin İtilaf devletlerince nasıl çiğnendiğine değinmektedir.[5]Mustafa Kemal, Mebusan Meclisi’nde uygulanmak üzere bir plan hazırlamıştır. Buna göre, mecliste bir Müdafaa-ı Hukuk grubu oluşturulacak ve bu grup meclis açılırken, Mustafa Kemal’i meclis başkanlığına teklif edecekti. Müdafaa-ı Hukuk Grubu mecliste, Heyet-i Temsiliye’nin görüşlerini ve taleplerini savunacaktı. En önemlisi, Misak-ı Milli’yi kabul edecekti. Ancak meclis açılıp çalışmaya başladığında işler, Mustafa Kemal’in planladığı ve Ankara’da kararlaştırıldığı gibi gitmemiştir. Öncelikle, 19 Ocak’ta meclis açıldığında, Müdafaa-ı Hukuk grubu kurulamadı. Bunun yerine, Rauf Bey ve arkadaşlarının liderliğinde, daha dar ve gevşek yapılı bir grup olan Felah-ı Vatan Vatanın selameti grubu kuruldu. Meclis başkanlığına Mustafa Kemal değil, Felah-ı Vatan üyesi bile olmayan Reşat Hikmet, O ölünce de yine dışarıdan Celalettin Arif Bey seçilmiştir. Ayrıca, İstanbul’da kurulan hükümete güven oyu verilmiştir. Oysa Mustafa Kemal Rauf Bey’i, mebusları Ankara’nın siyasetine sokmakla görevlendirmişti. Anlaşılan o ki, Rauf Bey İstanbul’daki havaya uymuş ya da mebuslar tarafından umursanmamıştır.[6]Mustafa Kemal nutkunda, bu durumu ağır bir şekilde eleştirmektedir “ Baylar, her görüştüğümüz kişi ya da kişiler, bizimle düşünce görüş birliği yaparak ayrılmışlardır. Ama, Mebuslar Meclisi’nde “Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Grubu” diye bir grup kurulduğunu işitmedik. Niçin? Evet, niçin? Bugün buna cevap isterim!” “ Çünkü Baylar, bu grubu kurmayı duyunç borcu, ulus borcu bilme durum ve yeteneğinde bulunan baylar inançsızdırlar… korkaktırlar… bilisizdirler.” [7] Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Milli metninin içeriğiyle, Mustafa Kemal’in Rauf Orbay’a gönderdiği metin arasında birtakım farklılıklar mevcuttur. Ankara’dan gönderilen metin “8” madde olarak düzenlenmişti fakat kabul edilen metin “6” maddedir. Savaş sorumluları hakkında soruşturma açılmasını öngören madde, ilk metinden çıkartılarak bağımsız olarak ele alınmıştır. Ankara metninde “2” ayrı maddede yazılan “mütareke sınırı” ve “Müslüman halkın bölünmezliği” İstanbul’da birleştirilmiştir. Ancak şekil farklılıklarının yanında, Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün, yabancı devletlerin ekonomik yardımlarından söz edilen maddeye madde 6, dünya barışını korumak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti’ni destekleyen bir hüküm yazmalarına karşın, İstanbul’da ilan edilen metinde bu kuruluştan hiç söz edilmemiştir. İki metin arasındaki önemli farklılıklardan birisi de, Ankara’da düzenlenen metinde, Mondros AteşkesAntlaşması’yla belirlenen “sınırların içinde” yaşayan İslam çoğunluğunun, “ayrılık kabul etmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bölünmezlik daha da genişletilerek, “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan Osmanlı-İslam toplulukları madde 1 için öngörülmüştür.[8] Misak-ı Milli’nin Kabul Edilişi [değiştir]Misak-ı Milli Beyannamesi, 17 Şubat 1920 tarihinde, Edirne Milletvekili Mehmet Şeref Aykut Bey’in bir önergesinin kabulü ile Mecliste okunmuş, oybirliği ile benimsenmiştir. Ayrıca kabul edilen nihai metin basına dağıtılacak ve dünya parlamentolarına bildirilecekti. Teklif sahibi Şeref Bey, önergesini şöyle dile getiriyor “ Ahd-i Milli’nin bütün dünya parlamentolarına ve memleket matbuatiyle cihan matbuatına tebliğ edilmesini ve tercihan müzakeresini teklif ederim… İntihap dairelerimizden milletimiz bizlere, kendilerini temsil şerefini vererek buraya gönderdiği zaman, ilk vazife olarak, yaşama hakkını ve haysiyetini tebellür ettiren en masum haklarını ziman teminat altına alan, mazisinin parlak günlerini istikbal içinde düşünmek hakkı olduğunu gösteren ve bunun için de icabederse, bütün millet fertleri olarak ölmeyi göze alan şu Ahd-ı Milli’yi ilan etmemizi istedi… Biz, maddi, manevi varlığımızın bize temin ettiği hakk-ı sarihi, hakk-ı hayatı istiyoruz. Başka bir şey istemiyoruz. Şimdi okuyacağım peyman-ı millidir. Milletin yeminidir. Türk Milleti ya bu yeminin şartlarını yerine getirecek, ya bu yolda tarihin huzurunda şerefle silinip gidecektir. Fakat esir olmayacağız efendiler” [9] Şevket Süreyya Aydemir, meclisin bu vatanperver çıkışı hakkındaki görüşlerini şöyle ifade etmektedir “O güne ait zabıt hulasaları incelendiği zaman görülür ki, düşman toplarının önünde ve düşman askerlerinin süngüleri altında olsa da, Milli Meclis, başka günler pek bulamadığı ve kavuşamadığı bir yiğitlikle, o gün casaretli anlarından birini yaşamıştır… O gün Meclisin gösterebildiği bu şahlanış, elbette ki hem padişaha, hem hükümete, hem de işgal kuvvetlerine karşı bir ayaklanmaydı.” [10]Misak-ı Milli Beyannamesi Aşağıda imzası bulunan Osmanlı Meclisi Mebusan üyeleri, devletin ve ulusun geleceğinin adaletli ve sürekli bir barışa kavuşması için göstereceği özverinin en son sınırı olan aşağıdaki ilkelerin hepsinin uygulanabileceğine inandığını ve sözü geçen ilkelerin dışında Osmanlı Saltanat ile toplumunun varlığının olanaksızlığını kabul ve onaylamıştır 1. Osmanlı Devleti’nin yalnızca Arap çoğunluğu bulunan ve 30 Ekim 1918 tarihli Ateşkes’in imzası sırasında düşman ordularının elinde kalan bölgelerin geleceğini halkın özgürce vereceği oya göre saptamak gerekir. Sözü geçen Ateşkes’in çizdiği sınırlar içinde, dince, soyca ve asılca birlik, birbirlerine karşı saygı ve özveri duygularıyla dolu, gelenekleriyle toplumsal çervelerinde tüm olarak Osmanlı İslam çoğunluğunca oturulan bölgelerin tamamı gerçekten ya da hükmen, hiçbir nedenle ayrılmaz bütündür. 2. Halkı özgür kalır kalmaz anayurdu, kendi istekleriyle katılmış olan Kars, Ardahan ve Batum için gerekirse yine halkoyuna başvurulmasını kabul ederiz. 3. Geleceği Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya’nın hukuksal durumu da özgürce yapılacak halkoyu sonucunda uygun biçimde ortaya konulmalıdır. 4. İslam halifeliğinin merkezi ve Osmanlı Saltanatı’nın başkenti İstanbul ile Marmara denizinin güvenliği her türlü tehlikeden uzak olmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşuluyla Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaretine ve ulaşımına açılması hakkında bizimle öbür bütün devletlerin oybirliğiyle verecekleri karar geçerlidir. 5. Yenen devletlerle düşmanları ve bazı ortakları arasında yapılan antlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde azınlıkların hakları, çevre ülkelerde bulunan Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanmaları koşulu ile tarafımızdan güvence altına alınacaktır. 6. Ulusal ekonomik gelişmemize olanak sağlamak ve daha çağdaş bir düzenli yönetimle işleri yürütmeyi başarabilmek için her devlet gibi bizim de tam bir bağımsızlığa ve özgürlüğe gereksinmemiz vardır. Bu, yaşamamızın ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal parasal gelişmemizi önleyecek sınırlamalara karşıyız. Borçlarımızın ödeme biçimi de bu ilkeye aykırı olamazKaynak
Millî Mücadele 1,797 okunma Misakı Milli Kararları Kodlaması Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen Misakı Milli Kararları pek çok sınavda özellikle KPSS’de soru potansiyeli taşımakta. Bir şifre ile işi kolaylaştırmak mümkün. KARaBORSa Misak-ı Milli Kararları Şifresi dahil 37 inkılap tarihi şifresi Misak-ı Milli Kararları Şifresi Kapitülasyonlar Kaldırılmalıdır. Azınlıklar Diğer ülkelerde ki müslümanların hakları kadar hak verilebilir. Referandum Elviya-i Selase, Batı Trakya ve Arap coğrafyasında referandum yapılacaktır. Boğazlar İstanbul’un güvenliği sağlanırsa tarfiğe açılacaktır. Osmanlı Borçları Borçlardan bize düşen pay uygun şartlar altında ödenecektir. Sınırlar Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Türk askerinin olduğu her yer Türk toprağıdır. BİR KODLAMA DAHA İnönü Savaşının Sonuçları MİLAT Kodlaması BİR KODLAMA DAHA Vilayet-i Sitte İlleri Hangileridir? SİTE DIŞI TAVSİYE MİSAK-I MİLLİ BEYANNAMESİ Tavsiye Konular Açılması, Özellikleri ve Faaliyetleri Bu yazımızda Temsil Heyeti kararıyla 1. TBMM’nin Açılması, 1. TBMM’nin Özellikleri ve Faaliyetlerine değineceğiz. Konu …
Bugün bunun üzerinden dış politika yapmak ülke içinde hamasi kazançlar sağlayabilir fakat dış ilişkilerde sıkıntılar yaratır. Türkiye’nin niyetleri hakkında lüzumsuz şüpheler ve tepkilere yol Türkiye için elbette önemlidir fakat tarihten dolayı değil... Günümüzdeki terör, güvenlik, mülteci sorunları gibi yakıcı problemler sebebiyle önemlidir. Türkiye’nin bugünkü Musul meselesine ilgisinin sebebi de Misak-ı Milli değildir, bu güncel sorunlardır. Türkiye’nin dayanağı da yine tarih değil, uluslararası hukuk ve diplomasidir; tabii maharetle kullanmak VE MUSULMisak-ı Milli 28 Ocak 1920 günü Osmanlı Mebusan Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edilmiş, 17 Şubat’ta ilan edilmişti. Musul ve Kerkük gibi Hatay da Misak-ı Milli’ye Ankara hükümeti bir yıl dokuz ay sonra 21 Ekim 1921’de Fransa ile imzaladığı anlaşma ile Suriye sınırını çizerken, Hatay’ı dışarıda bırakmıştı! Sakarya zaferini kazanmıştık ama Ege Bölgesi, Trakya ve İstanbul hâlâ işgal altındaydı. Fransa ile yapılan bu anlaşma güney illerini işgalden kurtardığı gibi İngiltere ile Fransa’nın arasını açıyordu. O şartlarda Hatay için Ankara hükümeti Hatay’ı bırakırken, oradaki Türk nüfus için özerk idare kurulması, Türkçe okullar açılması, Süleyman Şah Türbesi’nin Türk toprağı sayılması gibi maddeleri Fransızlara kabul ettirmişti. 1938 ve 39 yıllarında Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının zemini, 1921’de böyle hazırlanmıştı...Fakat, 1926’da bugünkü Irak sınırını çizen antlaşmada Musul-Kerkük Türkmenleriyle ilgili bir tek kelime bile yoktur!ÇOK ÖNEMLİ BİR SORUÜstelik 1926 Ankara’sında, 1921’den daha fazla Türklük vurgusu yapan bir rejim vardı. 1921’de Hatay Türklerini ve Süleyman Şah Türbesi’ni düşünen Ankara 1926’da niye Musul ve Kerkük Türkmenleri konusunda bir kelimeyi bile antlaşmaya koydurmak için teklifte bulunmadı?!Cevabını düşünelim, hayır düşünmeyelim!Önce biraz araştıralım, biraz bilgi sahibi olalım, o bilgilerle Kazım Karabekir’in bir sözünü hatırlatayım ipucu olarak; “İstiklal Savaşı’ndan daha zayıf olduğumuz bir dönem”di...Diplomasiyi, diplomasiye yön veren dostluk, çatışma, güvenlik, kuvvet dengesi, iç ve dış politikaların birbirini olumlu veya olumsuz etkilemesi gibi fevkalade önemli faktörleri kavramak için Musul’un yakın tarihi son derece bütün önemli olayları bu konularda öğreticidir. Onun için bütün dünyada uluslararası ilişkiler fakültelerinde tarih baş köşede yer ÇAĞDA GÜÇBugün Musul ve Suriye meseleleri Türkiye için hayati derecede önemlidir. Ortadoğu’daki etnik ve siyasi depremlerin Türkiye’ye sirayeti açısından da teröre karşı güvenlik açısından askeri, siyasi ve ekonomik gücümüzün farkında olmalıyız hem gücümüzü aşan ve bizi yeni sıkıntılarla karşılaştıracak davranış ve söylemlerden Irak ve Suriye politikalarında dostlar kazanması, en azından tepkileri yumuşatması lazımdır.“Kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok” çok doğru bir prensiptir. Gözümüz olduğu şüphesini yaratacak, Arap milliyetçisi duyguları kaşıyacak hamasetten bu çağda milletlerin gücü toprak kazanarak değil, aksine bilim ve teknolojideki, hukuk ve demokrasideki boylarıyla ölçülüyor... Ülke içinde barışık bir toplum olup olmamasıyla ölçülüyor. Dış politikada da dost ve taraftar kazanma yeteneğiyle.
misakı milli kararlarının kurtuluş savaşı açısından taşıdığı önemi açıklayınız